27 Mayıs 2010 Perşembe

Benim Ussuz Çocuklarım

Susadım ama gidip su almaya üşeniyorum.Sağımda solumda adlarını bilmediğim insanlar.Elimde küçük bir not defteri.Gereğinden fazla kırmızı ki pıhtılaşmış kan renginden bile koyu kapağı.Kalemimde kırmızı.Bileğimi kesip mürekkebini boşaltıp kırmızı kalemin kanı mürekkep niyetine kullanmak istiyorum.Maksat kırmızı olsun her şey.Ya da su içmemekten ölmek yerine kan kaybından öleyim en azından daha hızlı ve daha acısız bir yöntem olur.Aklınızdan neden böylesin diyenler vardır zira yazarken bile duyabiliyorken bunları verecek cevap bulamamak daraltıyor gereğinden fazla kararmış kan yerine mürekkep akan kalbimi.

Belki yaşadıklarımdır sebebi,belki gördüğüm rüyalar,belki de çok hızlı yaşamak yaşamın kendisini bu denli,yakıştıracak bir sıfat bulamadığım yazıları yazmamın.Tabi ki onlar diyeceksiniz.E ne yaşadın ki sen o zaman,anlatsan bize onları;bunları anlatmanın yerine.

Hayır.Kendimden başka kimsenin kaldıramayacağı şeylerin ki şeylerden başka güzel bir nitelendirmesi olmayan öğelerin blogumda yer almasını istemediğim için yazmıyorum onları buraya.Hayır kapasite meselesi de değil bunlar.Sadece anlayabilme yahut sınırı geçtikten sonraki aşamada çıplak gerçekleri görebilme meselesi.

Yok hayır.Kimse bilmedi ne yaşadığımı.Kimse bilemedi.Sadece sınırdakiler görebildiler.Şahit oldular.Kimi zaman geçtiler sınırı ama çıplak gerçeklere güneşi çıplak görmek gibi muamele ettiler.Görmekten vazgeçtiler onlar bende göstermekten.

Kimi zaman söylediğim yalanlar engelledi bunu kimi zamansa inandığım veya inanmak istediğim yalanlar.Ya da yalan olduklarını bilipte bilmiyormuş gibi yaptığım yalanlar.Sahtelikler.Mutsuzluk yüzünden fazla mutluymuş gibi görünmeler.Gerçekleri görmezden gelmeler.Gerçekleri görmezden getirmeler.Sinirlenmeler.Sevmeler.İğrenmeler.Rüyalara gücenmeler.Vesair.

Bilmiyorum bundan sonrası ne olacak.Belirsizliklerin belirlenmesini beklemekten yaşamaya zaman kalmıyor zira.Bir gün hepiniz anlarsınız beni.Belki de bir kısmınız.Eğer uslu birer çocuk olabilmeyi,güneşe gözlüksüz bakabilmeyi ve sınırı geçmeyi başarırsanız.

İyi şanslar.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Manslaughter in Fitness Center


Ağır adımlarla çıktı merdivenlerden.Sol tarafını çekti kapının gelmedi kapı.Sağdan çekti.Sonra bir kere daha.Sola baktı.Cüzdanını çıkardı.Sonra da kimliğini.İyi günler dedi sonra.Gülümsedi karşısındaki 3 aydır yüzüne epeyce aşina olduğu görevli.Esmer kalın dudaklı ve ismini bilmediği kadına belkide son kez baktı.'neresi olacak?' ,cennete bir anahtar dedi.Esmer görevli anahtara uzanırken dediğini duymamış gibi bir daha baktı hayatında ilk defa gördü işte o zaman susturuculu bir kalaşnikofu.Ve aynı zamanda son olacağını da bilemezdi.Kan kokusu evet.Daha yeni başlıyordu.Nerden gitseydi?Havuzların oradan mı yoksa direk yukarıdan fitness kısmına geçen bölümden mi?Birden gülümsedi.Alışkanlıktan olsa gerek galoşları geçirdi ayağına.Bu sefer hızlı çıktı merdivenleri.Havuza baktı.Tekrar gülümsedi.Havuz aralığındaki kokuyu nefesini tutarak geçti.Bu kokuyu son kez duyma isteğini yenerek.Fitness bölümüne geçti.Erkek soyunma odası.Kapıyı açtı.2 si aşina olduğu tiplerdi.Hayvandan bozma insanlar diye düşündü.Bunlardan oluk oluk kan akar.Diğerleri çekik gözlü olmayan bir japon ve alman sarısı bir hollandalıydı.Bu taşak kokusunu yenen 4 mermi oldu.Hızını alamadı.Çıktı.Kızların soyunma odasına girdi.Allahım bi kadına kas hiç yakışmıyordu.Direk göbek kasından vurdu.Kan aktımı,bilemedi.Çıktı.Fitness salonuna girdi.İçerdeki 8 kişi ki muhtemelen 4 ü durmadan koşmuş 2 si durmadan bisiklet çevirmiş diğer ikiside para verdik tüm aletleri yapalım mantığıyla tüm aletlerin yarısına gelmiş eve gidip hayvan gibi yiyip üstüne uyuma hayalleri kuran insanlardı.Bir de yine 3 aydır aşina olduğu fitness çalıştırıcısı ki kız olanı kitap okumakla meşguldü.Önce 4lüden başladı.Sonra birinin düştüğünü sanarak kitaptan kafasını kaldırarak bakan fitness görevlisi bebek yüzlü kızla devam etti.Diğerlerini sırtlarından vurdu.Sonra yine alışkanlıktan olsa gerek.Pet bardağı alıp 4te 3ünü soğuk geri kalanını sıcak suyla doldurup bir dikişte içti.Sevmedi tadını.Zira biraz daha kan gerekiyordu.Çıktı.Havuzun üst tarafındaki geçiş bölümüne girdi.Nefesini tuttu.Suyun içindeymişçesine.Sonra her kulvara 2 şer sıra.Kalaşnikof böylesini görmemişti.Klor kanla ilk kez tanışıyordu eğer daha önce laboratuar katliamı olmadıysa.Sonra çıktı.Nefesini bıraktı.Ağır ağır indi merdivenlerden.Kapıya doğru yürüdü.Galoşları çıkardı.Beyaz bir havlu aldı.Ellerini yüzünü ve kalaşnikofunu sildi.Kapının sağını çekti.Yine gelmedi.Küfür etti.Kendiside duyamadı.Çıktı dışarı.Dışarısı kalabalıktı.Barettalı 25 polis memuru kalaşnikofludan korkup arabaların arkasına saklanmışlar namluları da ona uzatmışlardı.Üstelik en yakın 2 arkadaşı da karşısında polislere siper olarak kullanılmıştı.Havayı kokladı.Gülümsedi.'Oha lan! Hemen nasıl patlattınız Albert LONGu dedi.Soldaki kıvırcıkımsı saçları esmer teni olan 'malsın sen dercesine baktı.Diğer beyaz tenli pazarda aranan artislerden olanı malum gülümsemesini takındı yüzüne.

2 kişilik arka koltuğa 3 kişi sığmışlardı.Esmer olanı düşünceliydi ya şiir yazıyordu içinden ya ona küfrediyor yada dişi ağrıyordu.Diğer artis olanı muhtemelen gardiyanı nasıl indireceğini sonra demir parmaklıkları kırıp nasıl tekrar kaçacağının planını yapıyordu.
Son olarak.Lan dedi.Hapiste fitness salonu var mıdır?
3üde gülüyordu.2 kişilik polis arabalarının arka tarafında.
Tüm hayalleri bitmiş miydi?Yoksa yeni mi başlıyordu?Bilemediler.

7 Mayıs 2010 Cuma

Ölebilememek

Kollarında ağır çantası vardı.Tek koluyla taşıyordu ama sol elinin ağırlığını da sağ eline vermişti.Sol ayak başparmağının çorap içinde kanadığını bilerek ama daha çok üstüne basarak yürüyordu.Kütüphanenin önünde durdu.Bir an kararsız kaldı.Nereye gitseydi.Köpek nerede yoksa oraya gitt.İlerledi.Susamıştı.Köpekler için kesilmiş ama genelde kedilerin kullandığı şu şişesinin içine konan suyu dipledi.Tadı çimen ya da bok kokuyordu.Tezek daha uygun olabilir.Geri döndü.Cebini yokladı.Önce anahtarı sonra cüzdanı sonra bozuklukları.Cüzdanı hiç para aracı olarak kullanmadı.Kartları,nüfus cüzdanı vardı birde pasosu.Kantine yöneldi.Çantayı sol eline aldı.Bu sefer sağ eli destek vermiyordu.Merdivenleri indi.Şeklini ve neden yapıldığını bilmediği şeyi inceledi.Çıktı.Kantinden 1 çay,0 şeker ve halley aldı.Çantayı çay kokan masaya koydu.Bir yudum çekti dili yandı.Su iyi kaynamamıştı.Acılığıda vardı.Esnedi.Gözlerindeki çapakları sildi ister istemez.Halleyini açtı.Hemen bitmesin diye çaydan büyük yudumlar halleyden küçük ısırıklar aldı.Bitirdi.Televizyonda gereğinden fazla akılsızca olan akıllı tv vardı.Tek başına tavla oynamayı düşündü.Tek başına satranç oynamaktan iyiydi zira.Kendince kurallar üretiyordu.Hep beyaz kazanıyordu.
Saate baktı.11:45.Tekrar içeri girdi.Su aldı.Geri döndü.Köpekler için kesilmiş ama kedilerin su içtiği şişeye geri doldurdu aldığı suyu.Telefonuna baktı.11:49.Çantasını yere koydu.Götünde yani pantolonun götünde iz bırakan banklardan birine oturdu.Telefonuna kulaklığını taktı.Tekini.Beni Tarihle Yargıla'yı dinlemeye başladı.Dinledi.Bir kere daha dinledi.11:55.İşemek istedi.Kalktı.Bankamatiklerin oraya gitti.Akbankın arkasına.Fermuarını açtı.İşedi.Son damlasına kadar.11:57.Hava bulutluydu ve yağmur atıştırıyordu.Atatürk büstüne yürüdü.Yağmur yağdığında gözleri yaşlanan büstün önüne.11:58.Çantayı kaldırdı.Koydu.Açık unuttuğu fermuarını kapadı.Pantolonunun.Sonra fermuarı açtı.Çantanın.İçindeki uzun,soğuk metali kaldırdı.Gez,göz,arpacık baktı.Ters çevirdi.Namlu alnındaydı.Ağzına mı götürseydi bilemedi.Yoksa çenesi mi.Olmazdı.Alnının çatı olacaktı.En güzeli.11:59:36.Yağmur hızlandı.Etrafta tüm Hisarüstü köpekleri.Elveda demeye gelmişlerdi.Hala düşünüyordu.Hala sorguluyor.Ve artık kör kurşuna emanet ediyordu düşüncelerini.Asırlık tüfek teklemeden çalışmıştı.Her şey bitmişti.Yahut yeni mi başlıyordu?Bilemedi.12:00:00.Elveda Dünya.

Otobüs yolculuğu üzerine 1

Başka bir otobüs yolculuğu...Hayatıma kaldığım yerden devam etmek için.Verilen mola fazlasuyla farklı gelebiliyor insana.Zor kapanan yaralarımıza bakarak,tek kulağımızda müzik ve arka arka gidiyorum cam kenarında.Yazmak o derece zor geliyor ayrıca.Ama yapacak daha güzel bir şeyim olmadığı kanısındayım.Bir ihanet havasına bürünüp otobüsteki güzel kadınlarla elektriksel bağlantılar kurmak istemiyorum.Otobüsten inince pişman oluyorum bir süre.Herhangi bir toprak parçası bulup enerjimi aktarmam gerekiyor.Ki çoğu erkek küvet fayanslarında gerçekleştiriyor bunu.Kadınlar da.
Bundan sonrası daha karmaşık.Direksiyonu bırakıp hava atarcasına sürüyorum hayatımı.İnsanlara gösterircesine.Biraz da düşme korkusuyla.Bir elimle el sallıyor diğeriyle müstehcen hareketler yapıoyorum.Herkes salladığım eli üzerine alınıyor.Böyle olmasını inanın istemezdim ama diğer hareketleriminde muhatapları hiçte az değil.
Zamanla alakalı bir şeylerde yazmak isterdim.Hemen nasıl geçtiğine ve kısalığına dair.Ama vazgeçtim.Bu yazıyı okurken başlama ve bitiş saati arasındaki farkı görebilseniz vakit dar diyip okuduğunuza pişman olur neden böyle şeylerle uğraşıyorum diye üzersiniz kendinizi.Ben bile üzüldüm sizin adınıza.Neyse yazmak yeterince zor bir de kendimi zorlamak istemiyorum yazayım diye.
Devamı siz ölmeden önce.Görüşmek üzere.